28 Ağustos 2018 Salı

BİR OTOPORTRENİN ANATOMİSİ- ANATOMY OF A SELF-PORTRAIT

TÜRKÇE: (For English, please scroll down.)

1991 yeni yıl, evli bir çift olarak ilk.
Lâle ile 1990'da evlendik; 1998 yapımı Who Framed Roger Rabbit hâlâ gündemdeydi. Lâle'nin bana tavşan kimliği vermesi o günlere rastlar, çünkü filmde Jessica'nın Roger hakkında dediği gibi ben onu güldürüyormuşum. Kendimi tavşan olarak resmetmeye başladım, ama aramızda bir espri olarak.

Yanılmıyorsam bir karakterin arkasına saklanma, gerçek yüzümü gizleyerek o karakter aracılığıyla konuşma fikrini 1953 yapımı Lili filminden aldım. Bu filmde Mel Ferrer duygularını dışa içine kapanık, vuramayan bir kuklacıyı oynuyordu. Böyle olunca Leslie Caron'un oynadığı Lili karakterine karşı
1953 yapımı Lili filminde Leslie Caron,
Mel Ferrer'in kuklalarıyla sohbette.

beslediği hisleri kuklaları aracılığıyla ifade ediyordu. Bu fikri benimsedim ve zaman zaman benim namıma konuşacak karakterler tasarladım. Canlandırma derslerinde yardımcım olarak tasarladığım Biki isimli fare bu karakterler içinde en fazla kullandığım oldu. (Bu karakter Bilkent'te öğretim görevlisi olduğum sırada ortaya çıktığı için adı Biki oldu. B-K=Biki.)


Ama Biki ben değildi. Değişik yetenekleri vardı, herdaim genç, çoğu zaman neşeliydi. Hem çizgi filmci hem de pilot olduğu için benim ve babamın meslekleri arasında bir köprü kuruyordu. Beni kişiliğimi temsil etmiyordu, daha ziyade takdir ettiğim bir arkadaş gibiydi.

Biki canlandırma masasında animatör (solda) ve çift kanatlı uçağıyla pilot (sağda.)
Bir noktada Larry Gonick!in "Evrenin Çizgi Tarihi" (Cartoon History of the Universe) kitaplarına merak sardım. İlk iki kitabı bitirdikten sonra üçüncünün son sayfasında yazarın bir fotoğrafını gördüm. Çok şaşırdım- kitapta konuları sunan ve
Larry Gonick ve pofesörü çiziyor.
açıklayan profesör karakterinin kendi karikatürü olduğunu varsaymıştım, ama Sn. Gonick ona hiç benzemiyordu. İşte o anda bir aydınlanma geldi: kendinizi temsilen bir karakter yaratacaksanız bunun aynada gördüğünüz surata benzemesi gerekmiyordu. Içinizden gelen bir karakteri tasarlayıp kullanabilirsiniz; onu kendiniz gibi düşünüp çizer ve canlandırırsanız bir müddet sonra kendi jestleriniz ve ifadelerinizi ister istemez ona verirsiniz. Bir bakıyorsunuz bir anlamda o olmuşsunuz; yaşını göstermeyen, albenisinden birşey kaybetmeyen bir karakterin görünüşünü giyinmişsiniz.



Walt Disney otoportresini yapıyor.
Disneyland'in kadrolu ressamı 
Charles Boyer, Norman Rockwell'in
tanınmış nükteli otoportresine
gönderme yapmış.
Ve tavşan figürünü ciddi ciddi kullanmaya başladım. Kendim gibi hissetmek için (kendim gibi "görünmesi" değil) tasarımında ayarlamalar yaptım. Benim gibi labada lubada yürüyor, sol gözü süzgün bakıyor, benim gibi giyiniyordu. (Boynunda edelweiss desenli boyunbağı vardı ve kareli gömlek tercih ediyordu) ve göbekliydi. Diyabet olup zayıflayınca tasarımını değiştirmekte tereddüt ettim, ama şimdi hissedilir şekilde daha zayıf!

 
Tavşan diabet teşhisinden önce dobiş ve mutlu, sonrasında ince ve zarif.

Doğal olarak bütün avatarlarımda tavşanın yüzü var, Facebook'taki kapak fotoğrafımda da gözükmesini istedim. İşlem tahmin ettiğimden de teferruatlı oldu, beklenmedik birçok yeri öyle ya da böyle yamalamam gerekti. Üstelik bazı detayları öne çıkartmak için eşyaların, detayların yerlerini dijital olarak değiştirdim. Tam memnun kaldım, Facebook'da üstten alttan çok fazla kırpıldığını farkettim. Bunun üzerine odanın tavşanın kulaklarının arkasında kalan kısmından da yararlanmak için fotoğrafın sağ tarafını ayırıp kaydırdım- bu sayede Lilo da resme girmiş oldu.

Facebook'ta çoğu insanın asla görmeyeceği bir resim için neden bu kadar uğraştım? Herhâlde başka yerlerde de kullanabileceğim, hatta kendimden sonraya da kalacak, tam hatırlanmak istediğim gibi bir otoportre yaratmak istemiş olmalıyım.


ENGLISH:

Newyear 1991; our first as a married couple.
Lâle and I were married in 1990, when the 1988 film Who Framed Roger Rabbit was still very topical. Lâle called me a rabbit because "I made her laugh", borrowing Jessica's line from the film. I started drawing myself as a bunny, but only as an inside joke.

I think it was the 1953 film Lili that gave me the idea of hiding behind a character- speaking through that character, concealing your real face. In it Mel Ferrer is a withdrawn, unsociable puppeteer who
Leslie Caron chatting with Mel Ferrer's puppets
in the1953 film Lili.

expresses his feelings for Lili (Leslie Caron) through his puppets. Taking the hint, I have spoken through several characters, mostly through Biki, a mouse character who served as my spokesman when I was teaching animation. (I came up with him at Bilkent University, hence the name: B-K= Biki.)


But Biki wasn't me; he was multi-talented, perennially young,
more cheerful than not, an aviator and an animator, bridging my father's and my own professions. He wasn't an alter ego, he was more like a friend I looked up. When drawing myself, I stuck to caricatures of my physical appearance, as is the usual way.

Biki as animator at his animation desk (left) and aviator with his bi-plane (right).
At one point I became a fan of Larry Gonick's The Cartoon History of the Universe. After going through the first two books, I saw a photo of him on the final page of the third. I was
Larry Gonick drawing the professor.
really surprised- I had always assumed that the professor character who introduces and explains the topics in the book would be a caricature of himself. Mr. Gonick looked nothing like the professor. Then it dawned on me- to create a figure to represent yourself, you don't have to make it look like the face you see in the mirror. You're free to design any character that feels right for you; if you draw and animate it with the thought that it is really yourself, you'll be giving it your own expressions and gestures without even really trying. 


Walt Disney painting a self portrait-
by Disneyland illustrator Charles Boyer,
a referece to the famous whimsical self-portrait
by Norman Rockwell.
So I started using the rabbit design in earnest, modifying him to "feel" more like me (not "look" like, "feel" like). He had a plodding gait like I did, a drowsy left eye, wore what I wore (including a neckerchief with an edelweiss pattern and showing a marked preference for checkered shirts) and was rather on the plump side. When diabetes struck, and I lost weight, I was reluctant to change the design, but now the bunny is considerably thinner.

The Bunny blithely plump before diagnosed as diabetic, and svelte afterwards.

Of course the bunny appears as all my avatars, and I wanted to make a really good illustration for my facebook cover photo. The operation turned out to be more involved than I thought, since I had to patch up a lot of bits one way or another, and I moved various details around to make some things come out. Then I found Facebook was cutting too much from the top and bottom, so I taking advantage of the area hidden behind the ears, I split the background photo and moved the right side further right, extending the image. 

Why did I take so much trouble with a Facebook cover photo that most people would never see? I think it was because I wanted to create a definitive self portrait that I could use elsewhere and even leave to posterity.

2 Haziran 2018 Cumartesi

RAKS-I ŞAHANE- DANCE TO PLEASE A SULTAN

TÜRKÇE: (For English please scroll down.)

Canlandırma ve dans, özleri hareket olan iki kardeş sanat. Ve canlandırmaya dans çok yakışıyor. Kendim ancak pek kötü dans edebilirken dans eden karakterler canlandırmak özellikle hoşuma gider. Kendi kültürümüze iyice yerleşmiş olan göbek dansını da küçümsemem hiçbir şekilde!

1994 yılında olmalı, Berlin Hahn Film Benjamin Blümchen video filmleri serisi içinde bir ortadoğu öyküsü canlandırmayı üstlenmişti. "Tapınak Kedisinin Sırrı" (Das Geheimnis der Tempelkatze) adındaki bu bölümün bir göbek dansı sekansı içerdiğini öğrenince o sekansın tamamını canlandırmaya gönüllü oldum- Avrupalılara bırakamazdım ya! O sırada Ankara'da oturuyorduk ve canlandırmaları oradan yapıp gönderdim. ("Tahsin Lâle Özgür Animasyon Tic. Ltd. Şti." adına!)

Seneler sonra, Disney Paris'te Tarzan filminde çalışırken birisi (1997, belki 98) o sırada Dreamworks'ın yapılmakta olan "Mısır Prensi" filmi için hazırlanmış deneme canlandırmaları getirdi içeren bir kaset getirdi. Bir tanesi ortadoğu dansı yapan bir kadın figürüydü (bitmiş filmde göremedim). Güzeldi, ama benim bildiğim göbek dansı değildi. "Bu iş böyle yapılır" edasıyla bir göbek dansözü canlandırdım- kaba tabii! Arkadaşlara gösterdim, sonra işimize döndük. Resimleri sakladım!

Türkiye'ye döner dönmez Karaköy'de Kasa Galeri'de "Çizime Farklı Yaklaşımlar" karma sergisine davet edilince resimleri ortaya çıkardım.Kaba çizimleri temizlemedimse de mavi kalemle "bağladım". Canlandırma sanatını tanıtan bir videoklip hazırlayıp rakkasemi içine uyarladım, resimlerin kendileri de videoyla birlikte sergilendi. (26 Ocak-16 Şubat 2000) Ben o montajı başka yerde yayınlamadım (bir gün altyazı eklerim diye) ama internette yayınlayan olmuş. Sonunda şirket belgeselimiz de var. Birinin başı, öbürünün sonu kesik ama yine de bakın isterseniz: "Tahsin Özgür Belgeseli".

Bu sergiye katkılarımdan etkelenen Galeri Apel'den "2001 Gece Masalları" karma sergisi için davet aldım (5 Ocak-4 şubat 2001). O sergi için değişik bir mizansenle yeni bir klip yaptım, bunun için yeni canlandırmalar da ilave ettim- rakkasemin yerden ayağı kalkışı gibi. O klibi burada paylaştım. Bkz: "2001 Gece Masalları", 11 Eylül 2010.

Şimdi rakkasemin resimlerini tarayarak daha kaliteli bir klip yapma imkânım oldu; onu da burada sunuyorum. 


Videoklip/ Videoclip
Benjamin Blümchen Das Geheimnis der Tempelkatze, 1995.
("Tapınak Kedisinin Gizemi"/ "The Mystery of the Temple-Cat")
göbek dansı sekansı/ belly dance sequence.

Videoklip/Videoclip
Rakkasem/ My Dancer 
1997(?)/2000

ENGLISH
Animaton and dance are really sister arts, since the essence of both is movement. And dance can look great in animation. I may be a lousy dancer myself, but I take great pleasure in animating dancing characters. And I certainly look down upon belly dancing, for so long a part of our culture. 

It must have been 1994, Hahn Film Berlin undertook the production of the Das Geheimnis der Tempelkatze ("The Mystery of the Temple-Cat"), a middle-eastern adventure in the direct-to-video Benjamin Blümchen series. When I heard there was to be a belly dancing sequence, I volunteered to animate all of it- I could't let the Europeans mess that up, could I? We were living in Ankara at the time, so I worked from there and sent the scenes over (billed for "Tahsin Lâle Özgür Animasyon Tic. Ltd. Şti."). 

Years later, while working at Disney Paris on Tarzan (probably 1997 if not '98) someone brought in a cassette of experimental animation for The Prince of Egypt, then in production at Dreamworks. There was a dancing female figure, which I did not spot in the final film. It was fine, but far from the belly dance that I was used to seeing. I took it as a challenge and animated a belly dancer, rough of course, with the air of "this is how it's done fellas!" I showed it to my friends and we all went back to work. But I kept the drawings!

Shortly after our return to Turkey I was invited to a joint exhibition on the theme of "Different Approaches to Drawing". I took out the roughs and tied them down with blue pencil. I prepared a video explaining the process of animation and integrated the animated dancer into it.  The drawings were exhibited with the video. The venue was the "Kasa Gallery", inside an unused, cavernous safe in an old bank building in Istanbul's Karaköy district (January 26th to February 6th, 2000). I never shared that video online, though I meant to; I always hoped I could add subtitles. But others have.Here's one with our "company demo" added; there are chunks missing from the beginning of one and the end of the other though:  "Tahsin Özgür Belgeseli" ("Tahsin Özgür Documentary").

Apparently impressed by my contributions to this exhibition, Galeri Apel invited me to the "2001 Nights" joint exhibition (January 5th to February 4th 2001). I shot and edited together a new video corresponding to the theme, and made some new animation of my dancer, including the bit where she gets up from the floor. I did share that video on this blog. See: "Tales of 2001 Nights", 11 Eylül- September 2010.

Now that I have the possibility of scanning the drawings rather than shooting with a camera, I have put together a higher quality video of my dancer, which I am presenting herewith.

21 Mart 2018 Çarşamba

TATSIZ BİTEN PERİ MASALI- FAIRYTALE WITH A SORRY ENDING

TÜRKÇE (For English please scroll down.)

Dreamworks'un Shrek başarısından sonra masallarla dalga geçen filmler modası geldi.

Batıyla yeni birleşip özgür ve kapitalist dünyaya açılan eski Doğu Almanya'da bir banka da müvekkilerine büyük getiriler vadederek "dünya piyasasında pazarlanacak yeni bir canlandırma filme" yatırım yapmaya teşvik etti. Shrek'in prodüktörlerinden biri- adı John Williams- yeni projenin prodüktörü olarak Amerika'daki oturduğu yerden yüklü bir maaşa bağlandı. Deneme canlandırmalarına 2002'de İstanul'dan katıldım (bkz. "Rapunzel", 12 Ocak 2011). Derken prodüksyon durduruldu. Bir yıl kadar sonra yeniden başladı.

Bu iş için Berlin'de Hahn Film stüdyosu kiralanmıştı. İyi bir ekip toplandı, Lâle'yle bavulları topladık ve biz de gittik. Eski çalışmalarım ortadan kaybolmuştu ve herşey baştan başlıyordu. 

Hafta içi çalıştım, hafta sonu gezip Almanya'yı keşfettik, unutamayacağım kadar güzel ve dolu bir yaz geçti. Ama prodüksyonda bir gariplik vardı. Storyboardlar üretiliyor, sahneler yapılıyor, ama kimse gelip bakmıyordu.

Sonbahar geldi ve bütün yapraklar birdenbire döküldü- bir toplantıyla filmin bundan böyle üç boyutlu bilgisayar tekniğiyle yapılacağı bildirildi. Hahn Film'in ve orada toplanan ekibin filmle ilişkisi kesiliyordu.

O yaz yaptığım canlandırma denemelerimden birini burada paylaşıyorum.

(Yeni teknikle yapılan film 2006'da gösterime girdi.)


KİTABINA GÖRE PRENS- PRINCE BY THE BOOK from tahsinozgur on Vimeo.
Videoklip/Videoclip 

ENGLISH 

The success of Dreamworks' Shrek unleashed a rash of takeoffs on fairytales.

Germany had recently been reunified and East Germany had recently joined the free and capitalist west. A bank seated in Germany offered its clients to invest in and share the profits of what it hoped would be just such a successful animated hit. One of Shrek's several producers, John Williams by name, was engaged as the producer for the new production, and raked in a sizeable salary from his home in the U.S. I contributed experimental animation from my home in Istanbul (see: "Rapunzel", 12 Ocak/January 2011). Then there was a production stop. It was relaunched about a year later.

Hahn Studio in Berlin had been engaged and a fine crew assembled for the project. Lâle and I packed my bags and moved to Berlin. Everything had been restarted from scratch, all my previous animation had just disappeared. 

It was an unforgettable and very full summer; I worked through the week and we travelled and discovered Germany on the weekend. But there was something odd about the production. Storyboards and animation were being churned out but no one came to see them.

Come autumn, all the leaves fell at once! We were called to a meeting where we were told the film would be done in CG. Hahn Film and the talent gathered there were cut off from the production.

I am sharing one of the experimental animation scenes I made that summer.

(The CG film was released in 2006.)

25 Şubat 2018 Pazar

BİR YILDIR "DEDE"- "GRANDPA" FOR A WHOLE YEAR

TÜRKÇE (For English, please scroll down.)

Geçen sene 20 Şubat'ta bana "babiş" diyerek mutlu eden "kızımın" ikizleri oldu, ve ben de "babiş" iken bir de "dediş" oldum.  Büyüdükçe neye benzeyeceklerini bilemediğim için gelişlerini bir çift standart standart şirin kızancık çizerek kutladım.

 Alt katta oturdukmaları için dedeliğin tadını çıkarma fırsatını veriyor; ama Lâle'yle muhabbetleri daha sıkı.

Bir sene sonra artık ciddi birer portreden azıyla geçiştiremeyecek kadar kişilik kazandılar. Günün anlam ve önemini vurgulamak için yaptığım resim beğenildi; o kadar ki kızım doğum günü kutlaması dekorlarına ilave etmek için büyük boyda bastırdı.

Kutlamalar önce gününde, sonra daha büyük bir grupla Cumartesi günü (13 çocuk+büyükler) yapıldı, bugün (Pazar) yeni bir grupla devam ediyor- sesleri şu anda yukarı geliyor. 

Daha nice kalabalık ve gürültülü doğum günlerine!



ENGLISH

I have a "daughter" who makes me happy by calling me "dad". That made me a "granpa" When she had twins on February 20th of last year. When I welcomed their arrival with a drawing, I resorted to a pair of stereotype cute boys because I couldn't know what they would look as they grew.

They live downstairs, and this gives me plenty of occasions to enjoy being a "grandpa". However, they have a warmer relationship with Lâle.

Their features are now sufficiently developed to warrant proper portraits. The drawing I drew to mark the occasion drew a very positive response; so much so that my daughter had it blown up to add to the party decorations.

The first celebration was on the evening of the birthday, then came a bigger bash on Saturday (13 kids+grownups). Today (Sunday) there is another group; we can hear the noise from upstairs.

Wishing them many crowded and noisy birthdays...!

21 Aralık 2017 Perşembe

2018'DE NEREYE?- WHERE TO IN 2018?

TÜRKÇE (For English, please scroll down.)

İlerlemek istedik, "çağdaş" diye bir kelime üreterek "çağa ait" herşeyi sorgulamadan benimsemeyi marifet saydık. "Özgürlük" istedik, taassup ve irticaya da özgürlük tanıdık. Bencillik ve hırsla bir yandan şehirlerimizi AVM'lerle, yolları otomobillerle doldururken kredi borçlarıyla geleceğimizi ipotekledik. Bu dünyada dünyalıklara doyamadığımız için ahrette de bir cennet satın almak istiyoruz- bonus puan toplar gibi sevap toplayarak, anlamadığımız duaları büyü gibi kullanarak. 

Sonra işler istediğimiz gibi gitmeyince birbirimizi suçladık.

Neticede bu cehennemi kendimiz yarattık. Ancak kendimiz çıkabiliriz- bu da en başta kendimizi sorgulayarak.

Yeni yılda hep birlikte doğru çıkışı bulmamız ümidiyle. 

(Daha fazlası için bkz.: Tashlık/ 2018- Quo Vadis.)


İstediğimiz "çağdaş" ülkeyi yarattık. Soldaki tarihi kılıklı cami bile 2012'den!
(Görüntüler kendi objektifimden.)
We have created the "up to date" country we wished for; even the historic-looking mosque on the left is from 2012. 
(Images from my own camera.)

ENGLISH:

Progress was our ambition, we wanted "to be up to date", and ended up uncritically accepting everything we saw as modern and contemporary. "Freedom" was our ideal, we let the retrograde, the reactionary, the fundamentalist run free. Yielding to our most selfish instincts we have filled our cities with shopping malls, our roads with cars, mortgaging our future with the debts we have accumulated to finance our lifestyles. But we still ain't got no satisfaction; hoping for more of the same in the next life, we're trying to buy ourselves luxury flats in heaven, adding up our requisite good deeds like credit points and confusing prayers with magic spells.

And when things didn't work out the way we expected them to, we just blamed each other.

We are to blame for this hell we have created, we ourselves an no one else. And it's up to no one but ourselves to find the way out. The first step would be some sincere soul-searching.

May we all find the right exit in the coming year!

(For more see also Tashlık/ 2018- Quo Vadis.)


8 Kasım 2017 Çarşamba

DAS DOPPELTE LOTTCHEN

TÜRKÇE:


Storyboard yapmak bana daima zor gelmiştir; canlandırma sanatının canlandırma safhasıdır bana zevk veren! Bu böyleyken, şu işe bakın ki, bütün çalışmalarım içinde en benimseyerek, en içimden gelerek yaptığım iş on dakikalık bir storyboard’dan başka katkım olmayan bir projeydi, ve sonunda çalışmalarımın neredeyse hiçbir kısmı kullanılmadı.


Proje, Erich Kästner’in aynı adlı romanından uyarlanacak olan Das Doppelte Lottchen idi. (Tam tercüme "Çifte Lottacık" olur.) Gizlice yer değiş tokuşu yaparak boşanmış anne ve babalarını tekrar biraraya getiren ikizlerin hikâyesi daha önce de defalarca uyarlanmıştı. Bu uyarlamalar arasında Disney’in iki ayrı reel çekim versyonu da vardır: The Parent Trap, “Aile Tuzağı”, 1961 ve 1998. Bu seferki TVC Hamburg’un üstlendiği uzun metrajlı bir canlandırma versyonu olacaktı. Canlandırma ucuz işgücü tedarik eden ülkelere verileceğinden ben hiç alamadım. Filmin finalini de kapsayan on dakika kadarlık bir kısmına storyboard yapmam istendi, ben de bunu animatik olarak hazırladım. İstanbul’daki evimizden çalıştım ve Lâle’nin şirketi Esin Desen üzerinden faturaladık. Aile hayatının kutsallığı, evlilik ilişkisinin dayanıklılığı önem verdiğim konular olduğu için bu işe gerçekten yüreğimi verdim. 

Filmin afişi.
2007'de gösterime giren filmin DVD’sini 2008’de Halle’de (Almanya) çalışırken aldım ve filmde benim katkılarımdan hemen hiçbir şey kalmamış olduğunu görünce bayağı hayâl kırıklığına uğradım. Sebebi bütçeyi ciddi şekilde düşüren bir senaryo değişikliğiydi. Ben verilen senaryoya oldukça sadık kalmış, bunu yaparken babaya hem centilmenlik, hem de verdiği kararların sonuçlarından kaçmayan bir dik duruş atfetmeye çalışmıştım. Bitmiş film sıcak ve sevimli olmakla birlikte babanın “öteki kadından” kurtulma şeklini pek kaçamak ve onursuz buldum.


Babamı üç buçuk yıl önce kaybettik, şu günleri de hastanede, yaşı ileri annemin refakatçısı olarak geçiriyorum. Yaşadığım duygular, aile içinde sevgi ve dayanışmanın önemini anlatan bu çalışmayı paylaşmaya yönlendirdi beni.

Videoklip:
Das Doppelte Lottchen için hazırladığım animatik.

BİR İKİZ MASALI- A STORY OF TWINS from tahsinozgur on Vimeo.

Videoclip:
My animatic storyboard work for Das Doppelte Lottchen.


ENGLISH:


Storyboards have always been a chore for me; it is the process of animation itself that I enjoy! This being so, it is ironic that of all the projects I have worked on, the one closest to my heart was something for which I did about ten minutes of storyboard work- and hardly any of it was used.


The project was Das Doppelte Lottchen, based on the novel of the same name by Erich Kästner. (Exact tranlation of the title would be "Double Lotta") The popular story of twins who secretly switch places to bring their divorced parents together has seen many screen adaptations, including two by Disney, both entitled The Parent Trap, 1961 and 1998, and both live action. This time it was to be an all animated feature version undertaken by TVC Hamburg. Because the animation was earmarked for countries providing low cost labor, I couldn’t get any scenes to animate. I was given the last ten seconds or so to board, which I prepared in animatic form, working out of our home in Istanbul and billing it for Esin Desen, Lâle’s company. The sanctity of family life and the endurance of a marriage being matters I take seriously, I really put my heart into the work.

The poster of the film.
The film was released in 2007 and I purchased the DVD in 2008, when I was working in Halle (Germany). To my great disappointment, almost none of my efforts had made it into the film. The reason was a script change, which certainly cut the budget. I had remained quite faithful to the given script while taking care to make the father come across as a gentleman and a man ready to face the consequences of his decisions. The finished film remains charming in spite of the change but I have to say the father weasels his way out of his relationship with the “other woman” in a far less honorable fashion.

Spending these days with my aged mother in a hospital, and my father gone these past three and a half years, I find myself particularly disposed to share this effort that speaks for solidarity and love within the family.