11 Ağustos 2016 Perşembe

DİKKAT, ISIRIRLAR!- WATCH OUT, THEY BITE!

TÜRKÇE (For English please scroll down.)

1990-91'de Lonrda'da Thief and the Cobbler'da çalışırken zor aylar geçirmiştik; evliliğimin ilk yılında eşimi evde bırakarak stüdyoda uzun saatler harcamış, geç vakit ağrılarla dönmüştüm-  tıpkı çizdiğim karakter gibi. (Bkz:"Hırsız ve Kunduracı", 18 Eylül 2012 ve "Sürünen Haberci", 21 Aralık 2012) 1991'de  Berlin'e taşındık, Hahn Film'de çalışıyorduk ve benden Biss Kids diye bir televizyon programı için karakterler tasarlamam istenmişti. Programda çocuklar büyükleri, hem de yetkili büyükleri sorgulayacak, eleştirecek, köşeye sıkıştıracaklardı. (Bizim basının yüzyüze yapamadığı şey! Ancak arkadan, uzaktan...!) Biss Kids "ısıran çocuklar" gibi bir anlama geliyor (Biss=ısırık).

Londra'daki çalışmadan sonra bu karakterler pek canlı, pek
Biss-Kid'lerle- with the Biss Kids.
serbest gelmişti; kıpır kıpır, rolleri gereği biraz anarşik, soyadım gibi de "Özgür". Büyük keyif aldığımı hatırlıyorum. Sonra karakterlere kostüm giydirmem istenince canlandırma, temizleme, boyama süreci yavaşladı, programın ana fikrindeki duruma göre hemen üretiliverme özellikleri kayboldu.


Buradaki canlandırmalar benim; müteakip canlandırmaları başka meslektaşlar üstlendi.

Bu günlerde büyüklerin davranışları, ani çark etmeler ve eski söylemleri unutmalar canımı sıkınca bu "ısıran çocuklar" aklıma geldi. İyi bir ısırığı hakkeden o kadar çok büyük var ki...! (Harrrt!)


ENGLISH

I had a difficult stint on The Thief and the Cobbler in London in 1990-91 where , on the first year of my marriage, I had to leave my wife at home while I worked overtime in the studio, only to return with an aching back- much like the character I was animating. (See: "The Thief and the Cobbler", 18 September-Eylül 2012, and "The Crawling Messenger", 21 December-Aralık 2012) In 1991 we moved to Berlin and were both working for Hahn Film. I was asked to design some characters for a television program called Biss Kids where children are supposed to make adults in responsible positions sweat with some "biting" criticism- the type our journalist here can't do face to face, but only behind backs, from a distance.

After the difficult and tight animation in London, these characters were refreshingly loose and lively, a little anarchic as befits their role, and free. I remember truly enjoying animating them. Then someone decided to give them costumes. This slowed down the animation, clean-up and coloring, doing away with all possibility of spontaneous production so essential for the concept of the program. 

The animations you see here are mine; further animation was produced by others.

Seeing the behavior of adults these days with chameleon-like switches of opinion I remembered those "bite kids". There are so many adults out there that could do with a good hard bite! (Chomp!)

27 Temmuz 2016 Çarşamba

ANLAMASAK DA ÇİZERİZ!- WE DON'T HAVE TO UNDERSTAND IT TO DRAW IT!

TÜRKÇE

Adettendir, animatörler konuşmalı bir sahneyi yaparken ses kaydını tekrar tekrar dinlerler- insanı çıldırtasıya tekrar eden cümlecikler stüdyo hayatının ayrılmaz parçasıdır. 

"Herkül" filminde çalıştığım günlerde (1996) bitişik masada çalışan meslekdaşım (Marc Eoche Duval) Hades'in yardakçıları Pain ve Panic'i canlandırmaktaydı. Bir gün geldi, karakterleri hiç anlayamadığım bir ses çıkardılar, ve tekrar tekrar dinlesem de filmin akışı dışında duyduğum için bir türlü anlam veremiyordum. Ama gözümün önünde birşeyler canlandı tabii, ben de kâğıda döktüm. (Bu mesleğin en tatlı taraflarından biri bu, aklınıza geleni canlandırabiliyorsunuz.)

Filmdeki yerine gelince: Herkül ruhlar nehrinden sağ dönmüştür. Hades şaşırır, "olamaz" der, oradan sağ dönebildiğine göre Herkül...
Pain ve Panic tamamlarlar: "...bir tanrı!" ("a god"!)


ENGLISH

It goes with the job: animators have to listen to voice tracks over and over again when they are working on a dialogue scene. Bits of phrases repeated ad nauseum are an essential ingredient of studio life.

Back when I was working on Hercules (1996), I heard an odd sound coming from the neighbouring desk where a colleague (Marc Eoche Duval) was animating Pain and Panic, the demonic henchmen of the villianous Hades. Though repeated endlessley, I could not make it out, hearing it out of context like that. It did feed my imagination though, and I animated the image it conjured. (That's one of the most delicious aspects of the profession; being able to bring life to any fantasy.)

What was the actual line? Amazed that Hercules has returned alive from the river of souls, Hades expresses his surprise, saying he couldn't do that unless he is...

...here Pain and Panic complete the sentence for him: "...a god!"

29 Haziran 2016 Çarşamba

BULUTLAR ÜLKESİ- LAND OF CLOUDS


TÜRKÇE (For English, please scroll down.)

2015’i kaçırdıktan sonra bu sene tekrar Annecy festivaline gidebildik- ve eski geleneğimiz uyarınca sonraki haftayı İsviçre’de geçirdik. (Bkz. "Tatlı Bela", 4 Ekim 2014). Oradaki insanlar hep bir “güzel hava” özlemi içindeler- yani “güneşli” demek istiyorlar. Bizim turistlere sattığımız adamın beynini kaynatan cinsten yani! Oysa biz onların ıslak, bulutlu, havasını seviyoruz. Dağlarını, ahşap evlerini, son derece güzel şarkılar söyleyen karakuşlarını  sevdiğimiz gibi. (Sözlükler “karatavuk” diyorlar ama biz “karakuş” demeyi tercih ediyoruz!)

Eskiz defterimden. 
Üstte: Tipik dağ kasabasını temaşa ederken.
Sağda: Güzel sesli karakuş

From my sketchbook:
Above: Admiring a typical mountain village.
Right: The blackbird, that excellent singer.








Videoklip:
Berner Oberland'da Brienz'de tek kare çekilerek hızlandırılmış bulutlar. İlk ikisi sırasıyla 2013 ve 2014'dendir ve her 20 saniyede 1 resim çekilerek yapılmıştır. Gerisi bu seneden, yani 2016'dan olup her 15 saniyede 1 resim çekilmiştir. Karakuş'un şarkısını duyabilirsiniz.
 Videoclip:
Timelapse shots from Brienz in Berner Oberland. The first two are from 2013 and 2014 respectively, shot at the rate of 1 photo every 20 seconds. The rest are from this year's trip, 2016, this time shot at the rate of 1 photo every 15 seconds. You can hear the song of the blackbird on the track.

ENGLISH

After missing 2015, we managed to attend the Annecy Animation Festival this year- and true to our custom, followed it up with a week in Switzerland. (See: "Sweet Poison", 4 October-Ekim 2014.) People there kept expressing their longing for “nice weather”, by which they mean “sunny”. You know, the brain-boiling kind we sell the tourists! They were always surprised to hear we actually like their wet and cloudy weather.- just as we like their mountains, chalets, and those Meistersinger of birdsong, their blackbirds.

9 Haziran 2016 Perşembe

ÇAKMA HİTLER- APING HITLER

TÜRKÇE (For English please scroll down.)


1999'da yepyeni özel şirketimiz Esin Desen adına İstanbul'da evden animasyon üretmeye başlamıştım. Eski velinimetimiz Hahn Film'den yeni bir Werner filmi için sahneler yapmam istendi: Werner- Volles Rööäää!!! ("Tam Gaz" gibi birşey, tam tercümesi "boru dolusu"; egzos borusu hani!) Filmin kötüsü berbat bir müteahhitti, Werner de şantiyeyi koruyan dazlakları kandırmak için Hitler taklidi yapıyordu. Bu sahneleri ben yaptım, 1999 ya da 2000'de. Benim sahnelere birleşik Hitler'li sahneleri de başka bir Türk meslektaş, Los Angeles'te Şahin Ersöz yapmıştı.

Bu sahneleri aldığı son karar nedeniyle Bundestag'a adayarak yayınlıyorum.


ENGLISH 

In 1999 I started animating from home in Istanbul under the banner of our brand new, albeit very small company, Esin Desen. Our erstwhile employer, Hahn Film, asked me to animate some scenes for a new Werner film:
Werner- Volles Rööäää!!! (Something like "Full gas", literally "full pipe", as in exhaust pipe.) The villain was a crooked contractor. Werner dressed up and acted like Hitler to fool the skinheads guarding the construction site. I animated these two scenes in Istanbul in 1999 or 2000 while another Turkish animator, Şahin Ersöz, animated Werner in the hookup scenes from his home in LA.

I dedicate these scenes to the Bundestag for their recent resolution.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

MODEL VATANDAŞ-TOLGA ZIPKINKURT- A MODEL CITIZEN



TÜRKÇE (For English please scroll down.)

Bir işi mükemmel yapmaya profesyonellik der, saygı duyarız. Kelime anlamıyla “profesyon” meslektir, “profesyonellik” de mesleğinin hakkını veren ustalık. Bir de çalışmalarının hiç değilse bir kısmını “amatörce” yapanlar vardır ki, onlara daha da büyük saygı duyar, kendimi daha yakın hissederim- çünkü ustalıklarını, emeklerini, zamanlarını para karşılığı için değil, sadece yaptıkları işi sevdikleri için harcarlar.

Tolga Zıpkınkurt Eskişehir Anadolu Üniversitesi Animasyon bölümünden mezun olmakla birlikte okuldan sonra hiç canlandırma yapmamış, doğrudan maketçiliğe yönelmiş. Benim misafir öğretmenlik yaptığım günlere rastlamadığı hâlde bana “hocam” diye hitap eder (sağolsun). İstanbul’da bir arka sokakta ev hayvanlarına yönelik malzeme satan bir dükkân işletiyor (“pet shop” yani) ve bir yandan maket yapıyor, yaptıklarını tezgâhın arkasındaki rafa tepeleme diziyor. Sizi severse bir tane veriveriyor (“yer sıkıntısından”). Bana israrla İspanya iç savaşında Franko’cularınn eline geçen bir Cumhuriyetçi tankı” verdi.

Tolga sadece usta bir amatör değil, profesyonel olarak yaptıklarını İstanbul Miniatürk ve Antalya Mini City’de görebilirsiniz. Ama beni asıl etkileyen, güzel bir şey yaratmak dışında bir dürtü olmadan da üretmesi, itina göstermesi, ve sonra da cömertçe verivermesi oldu. Benim anladığım sanatçılık böyledir- sanatını yapmadan duramamak!


 İçinden geldi ve "yer sıkıntısından" bana vermekte israr etti:
İspanya iç savaşında Franco'cular tarafından ele geçirilen Cumhuriyetçi tankı.

He just felt like it, so he gave this to me: a Republican tank captured by Franco's insurgents. Besides, he "needed the space".

 
  Tolga Zıpkınkurt- pet shop boy.

Dükkânda tezgâh arkası raflarında Paris' e doğru ilerleyen bir Amerikan tankı.

A US tank rumbling along towards Paris on one of the shells behind the counter..

 Bu da tezgâh arkası raflarından- vagon yükleyen Almanlar.
Also from the shelves behind the counter- Germans loading a railroad carriage.

ENGLISH

We understand professionalism as excellence in execution of whatever task. The Word comes from “profession”, in other words, a job, something one does for money, so “professionalism” is really doing your job well. But there are also masters of their craft who create at least some of their work as “amateurs”, and I have an even greater respect for them, as well as feel closer in spirit- because they are willing to employ their expertise, labor and time for something other than money, their only motivation being simply loving what they do!

Tolga Zıpkınkurt is an alumnus of the Animation Department of the Anadolu University in Eskişehir, but never did any animation after school. He moved directly to modelmaking. Even though his student days never coincided with my time as a guest instructor at the University, he politely addresses me as “teacher” (for which I am thankful). He runs a petshop in a backstreet of Istanbul and the models he builds in the meantime he piles up on shelves behind the counter. If he likes you, he’ll give you one (“lack of space”). He insisted I accept the model of a “Republican tank captured by Franco’s insurgents during the Spanish civil war”. 

Tolga is not just a master amateur; you can admire his professional work at Miniatürk Istanbul and Mini City Antalya. But what really impresses me is that he keeps producing for no other reason than the urge to create something excellent, only to give it away. This, to me, is being an artist: having the unstoppable compulsuion to continue executing ones art.