29 Haziran 2016 Çarşamba

BULUTLAR ÜLKESİ- LAND OF CLOUDS


TÜRKÇE (For English, please scroll down.)

2015’i kaçırdıktan sonra bu sene tekrar Annecy festivaline gidebildik- ve eski geleneğimiz uyarınca sonraki haftayı İsviçre’de geçirdik. (Bkz. "Tatlı Bela", 4 Ekim 2014). Oradaki insanlar hep bir “güzel hava” özlemi içindeler- yani “güneşli” demek istiyorlar. Bizim turistlere sattığımız adamın beynini kaynatan cinsten yani! Oysa biz onların ıslak, bulutlu, havasını seviyoruz. Dağlarını, ahşap evlerini, son derece güzel şarkılar söyleyen karakuşlarını  sevdiğimiz gibi. (Sözlükler “karatavuk” diyorlar ama biz “karakuş” demeyi tercih ediyoruz!)

Eskiz defterimden. 
Üstte: Tipik dağ kasabasını temaşa ederken.
Sağda: Güzel sesli karakuş

From my sketchbook:
Above: Admiring a typical mountain village.
Right: The blackbird, that excellent singer.








Videoklip:
Berner Oberland'da Brienz'de tek kare çekilerek hızlandırılmış bulutlar. İlk ikisi sırasıyla 2013 ve 2014'dendir ve her 20 saniyede 1 resim çekilerek yapılmıştır. Gerisi bu seneden, yani 2016'dan olup her 15 saniyede 1 resim çekilmiştir. Karakuş'un şarkısını duyabilirsiniz.
 Videoclip:
Timelapse shots from Brienz in Berner Oberland. The first two are from 2013 and 2014 respectively, shot at the rate of 1 photo every 20 seconds. The rest are from this year's trip, 2016, this time shot at the rate of 1 photo every 15 seconds. You can hear the song of the blackbird on the track.

ENGLISH

After missing 2015, we managed to attend the Annecy Animation Festival this year- and true to our custom, followed it up with a week in Switzerland. (See: "Sweet Poison", 4 October-Ekim 2014.) People there kept expressing their longing for “nice weather”, by which they mean “sunny”. You know, the brain-boiling kind we sell the tourists! They were always surprised to hear we actually like their wet and cloudy weather.- just as we like their mountains, chalets, and those Meistersinger of birdsong, their blackbirds.

9 Haziran 2016 Perşembe

ÇAKMA HİTLER- APING HITLER

TÜRKÇE (For English please scroll down.)


1999'da yepyeni özel şirketimiz Esin Desen adına İstanbul'da evden animasyon üretmeye başlamıştım. Eski velinimetimiz Hahn Film'den yeni bir Werner filmi için sahneler yapmam istendi: Werner- Volles Rööäää!!! ("Tam Gaz" gibi birşey, tam tercümesi "boru dolusu"; egzos borusu hani!) Filmin kötüsü berbat bir müteahhitti, Werner de şantiyeyi koruyan dazlakları kandırmak için Hitler taklidi yapıyordu. Bu sahneleri ben yaptım, 1999 ya da 2000'de. Benim sahnelere birleşik Hitler'li sahneleri de başka bir Türk meslektaş, Los Angeles'te Şahin Ersöz yapmıştı.

Bu sahneleri aldığı son karar nedeniyle Bundestag'a adayarak yayınlıyorum.


ENGLISH 

In 1999 I started animating from home in Istanbul under the banner of our brand new, albeit very small company, Esin Desen. Our erstwhile employer, Hahn Film, asked me to animate some scenes for a new Werner film:
Werner- Volles Rööäää!!! (Something like "Full gas", literally "full pipe", as in exhaust pipe.) The villain was a crooked contractor. Werner dressed up and acted like Hitler to fool the skinheads guarding the construction site. I animated these two scenes in Istanbul in 1999 or 2000 while another Turkish animator, Şahin Ersöz, animated Werner in the hookup scenes from his home in LA.

I dedicate these scenes to the Bundestag for their recent resolution.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

MODEL VATANDAŞ-TOLGA ZIPKINKURT- A MODEL CITIZEN



TÜRKÇE (For English please scroll down.)

Bir işi mükemmel yapmaya profesyonellik der, saygı duyarız. Kelime anlamıyla “profesyon” meslektir, “profesyonellik” de mesleğinin hakkını veren ustalık. Bir de çalışmalarının hiç değilse bir kısmını “amatörce” yapanlar vardır ki, onlara daha da büyük saygı duyar, kendimi daha yakın hissederim- çünkü ustalıklarını, emeklerini, zamanlarını para karşılığı için değil, sadece yaptıkları işi sevdikleri için harcarlar.

Tolga Zıpkınkurt Eskişehir Anadolu Üniversitesi Animasyon bölümünden mezun olmakla birlikte okuldan sonra hiç canlandırma yapmamış, doğrudan maketçiliğe yönelmiş. Benim misafir öğretmenlik yaptığım günlere rastlamadığı hâlde bana “hocam” diye hitap eder (sağolsun). İstanbul’da bir arka sokakta ev hayvanlarına yönelik malzeme satan bir dükkân işletiyor (“pet shop” yani) ve bir yandan maket yapıyor, yaptıklarını tezgâhın arkasındaki rafa tepeleme diziyor. Sizi severse bir tane veriveriyor (“yer sıkıntısından”). Bana israrla İspanya iç savaşında Franko’cularınn eline geçen bir Cumhuriyetçi tankı” verdi.

Tolga sadece usta bir amatör değil, profesyonel olarak yaptıklarını İstanbul Miniatürk ve Antalya Mini City’de görebilirsiniz. Ama beni asıl etkileyen, güzel bir şey yaratmak dışında bir dürtü olmadan da üretmesi, itina göstermesi, ve sonra da cömertçe verivermesi oldu. Benim anladığım sanatçılık böyledir- sanatını yapmadan duramamak!


 İçinden geldi ve "yer sıkıntısından" bana vermekte israr etti:
İspanya iç savaşında Franco'cular tarafından ele geçirilen Cumhuriyetçi tankı.

He just felt like it, so he gave this to me: a Republican tank captured by Franco's insurgents. Besides, he "needed the space".

 
  Tolga Zıpkınkurt- pet shop boy.

Dükkânda tezgâh arkası raflarında Paris' e doğru ilerleyen bir Amerikan tankı.

A US tank rumbling along towards Paris on one of the shells behind the counter..

 Bu da tezgâh arkası raflarından- vagon yükleyen Almanlar.
Also from the shelves behind the counter- Germans loading a railroad carriage.

ENGLISH

We understand professionalism as excellence in execution of whatever task. The Word comes from “profession”, in other words, a job, something one does for money, so “professionalism” is really doing your job well. But there are also masters of their craft who create at least some of their work as “amateurs”, and I have an even greater respect for them, as well as feel closer in spirit- because they are willing to employ their expertise, labor and time for something other than money, their only motivation being simply loving what they do!

Tolga Zıpkınkurt is an alumnus of the Animation Department of the Anadolu University in Eskişehir, but never did any animation after school. He moved directly to modelmaking. Even though his student days never coincided with my time as a guest instructor at the University, he politely addresses me as “teacher” (for which I am thankful). He runs a petshop in a backstreet of Istanbul and the models he builds in the meantime he piles up on shelves behind the counter. If he likes you, he’ll give you one (“lack of space”). He insisted I accept the model of a “Republican tank captured by Franco’s insurgents during the Spanish civil war”. 

Tolga is not just a master amateur; you can admire his professional work at Miniatürk Istanbul and Mini City Antalya. But what really impresses me is that he keeps producing for no other reason than the urge to create something excellent, only to give it away. This, to me, is being an artist: having the unstoppable compulsuion to continue executing ones art.

8 Mayıs 2016 Pazar

SANAL KÖPEK PIXELS- PIXELS THE VIRTUAL DOG

TÜRKÇE (For English, please scroll down.)

Kalem kâğıtla geçen bir ömürden sonra "çağdışı" kalmış sayılmaktan bıkıp 60'ımdan sonra azdım ve "Cintiq" denen şeytan icadından bir tane aldım. Önce üzerinde çizmeyi öğrenmeye, kullanım kılavuzunu okuyup anlamaya çalıştım, birkaç illüstrasyon denemesi yaptım, canlandırma denemelernde kullanmak üzere bir köpecik tasarladım ve adını "Pixels" koydum. (Bkz. "Çağdaş-Çağdışı", 3 Mart 2016.) Sonra bay geldi ve bir müddet kenara bıraktım. Nihayet geçen hafta ciddi bir canlandırma denemesi için tekrar elime aldım. Sonucu paylaşıyorum.


ÇAĞI YAKALAMAK- CATCHING UP WITH THE TIMES from tahsinozgur on Vimeo.


ENGLISH

After spending a lifetime with pencil and paper I finally had enough of my "dinosaur" image and, in an attempt to catch up with the times, purchased that infernal device called the "Cintiq". I started out by trying to learn to draw on the thing, attempted to read and understand the manual, did a few illustrations, and designed a puppy for my animation exercises whom I called "Pixels". (See "Future in the Past", 3 Mart-March 2016) Then, having had enough, put it aside to rest. Last week, I picked it up again and embarked on my first serious attempt to animate on the gadget. I am sharing the result.

29 Nisan 2016 Cuma

ALTIN VE NAZAR- GOLDEN NUGGETS AND THE EVIL EYE

TÜRKÇE (For English, please scroll down.)

 Batıl inançlara prim vermemeye çalışırım ama bazen şu "nazar" meselesi, nasıl söylesem, "her ihtimâle karşı yine de bir nazarlık asalım, bir tuz çatlatalım" dedirtiyor.

1996 yılı ilkbaharında Berlin'de Hahn Film'deyken içi reçel doldurulmuş tost ekmeği diye tarif edebileceğim bir ürünün reklâm filmi yapılacaktı. "Ham altın külçeleri" anlamına gelen "Golden Nuggets" isimli ürüne vahşi batı teması uygun görüldü. Reklâmın tamamını ben canlandıracaktım, efektlere varana kadar; bu da işi çok keyifli yapacaktı.

O sırada Disney Paris'e yaptığım müracaat kabul edilmiş, iş çalışma izninin çıkmasına kalmıştı. (Bkz: "Disney İçin Alis testim", 9 Eylül 2011) Hayat çok güzeldi yani.

Derken Baden Baden'de bir kaplıca havuzunda sol elimi kırdım. Detaylarını sormayın, çok saçma! Nazar diyesi geliyor insanın!

"Golden Nuggets" reklâm filminin üç sahnesini sol elim alçıdayken canlandırdım. Kâğıtları sağ elimle "flip" ediyor ("çırpıyor"), kalemi alıp hemen bir çizgi ekliyor, sonra kalemi bırakıp aynı prosedürü tekrar ediyordum.

Filmi öngörüldüğü şekilde bitti; çizgi temizleyenler arasında eşim Lâle de vardı. Küçük kusurlarına rağmen hoş bir film, sıkıntısına rağmen ilginç bir anı oldu.

 "Golden Nuggets" ürünü için yaptığım bir illüstrasyon.

An illustration I made for the "Golden Nuggets" product.

Ben, Lâle, ve kırık "flip" elim. Yakamda Disney'in "çizen Miki" rozeti var.

Me, Lâle, and my broken "flipper".
On my lapel, Walt Disney Animation's "animating Mickey" badge.

 Hapsolmuş sol el: o andaki sıkıntıyla çizilmiş.

Left hand in captivity: drawn in the frustration of the moment.

Test çekimleriyle birlikte "Golden Nuggets" reklâm filmi. 

The "Golgen Nuggets" commercial with pencil tests.

ENGLISH

Though I try not to fall for superstitions, I have to admit I am not totally free of the Turkish belief in the "evil eye", the envious gaze that brings bad luck. Tourists to our country are familiar with the blue glass bead with the eye motif that is meant to ward it off, and there are other recipes like throwing salt into a fire or a hot pan. On occasion I have resorted to such precautions- just in case.

In the spring of 1996, when working at Hahn Film, Berlin, I was given the assignment of animating a commercial for a kind of jam-filled toasting bread. It was called "Golden Nuggets", and a wild west theme was chosen to match the name. I was to animate the whole film, including all effects, and it promised to be a very pleasurable job.

I had just been accepted by Disney Paris and was only waiting for my work permit to come through. (See: "My Alice Test for Disney", 9 September-Eylül 2011). Life was good!

Then I went and broke my left hand at a thermal spa in Baden Baden- I won't get into the details; they are far too silly! One is tempted to say it was the "evil eye"!

I animated three of the scenes with my left hand in a plaster cast. I would first flip with my right, quickly pick up the pencil and add a line, then put my pencil down and repeat the process.

I managed to complete the assignment as planned. The clean-up team included my wife Lâle. In spite of its small faults it turned out to be an okay film, and over time the annoyance of a broken hand became just an interesting anecdote