7 Nisan 2015 Salı

JAMES MACAULAY


TÜRKÇE (For English please scroll down.) 

"...Çiziyorum, ve çiziyorum. Kendimi alamıyorum! Ne büyük bir zevk bu! Ve ne kadar faydalı! Yapmak istediğim şeyleri önceden görsellemek ve sonra da onların tasarladığım gibi ortaya çıktıklarını görmek beni ayrıca keyiflendiriyor."

 
Bu sözler benim öğretmenim, arkadaşım Jim' e ait. Kendine öyle hitab etmemi isterdi; duyduğum saygıdan dolayı bu kısaltmayı kullanmak bana hep zor gelmiştir. Yazışırdık, bu alıntı 11 Kasım 2011 tarihli mektubundandır.

Aramızdan ayrıldığını Facebook'ta 4 Nisan 2015 tarihli paylaşımdan öğrendim.

James Macaulay Kanada'da Sheridan College Animasyon Bölümü öğretmenlerindendi. 1980, 81 ve 82'nin yaz aylarında orada öğrenciydim. Yaz programı uluslararası öğrencilere sunuluyordu ve James Macaulay- peki, Jim- daima öğrencileriylerin yanındaydı. Hâlbuki yaz programının resmi öğretmenlerinden değildi bile; en azından öyle hatırlıyorum. Bildiği herşeyi öğretmek istiyordu, ve siz de gerçekten öğrenmek istiyorsanız mükemmel bir öğretmen-öğrenci ahengi oluşuyordu. 

Bir öğrenci balina avcılığına karşı bir film yapmak istemişt. Jim kalemi alıp balina avcılığında kullanılan gemilerin görünüşlerini anlattı. Çok kısa bir zaman sonra, belki de ertesi gün, okula elinde küçük ahşap oyma bir maketle geldi- bir balina avlama gemisi, stilize ama zıpkını da eksik değil. Evinde atelyesinde yapıvermiş; model olarak kullanması için öğrenciye verdi.

Jim'le ortak ilgilerimiz vardı: çizim, canlandırma, trenler, uçaklar, gemiler, maketler, ince ve temiz işçilik. Adresini bulduğumda yazışmaya başladık. Bir mektubun ondan geldiğini zarfın üzerindeki zarif el yazısından tanır, sevinirdim. Mektupla beraber eskiz defteri sayfalarından fotokopiler ve el becerilerinin fotoğraflarını gönderirdi. Kendi öğrencilerim olduğu zaman öğretmenimden aldıklarımı elimden geldiğince aktarmaya çalıştım ve bana gönderdiği mektupları bile paylaştım.

Sonra hastalığını öğrendim. Kendisi pek etkilenmişe benzemiyordu. Ama mektupları seyrekleşti. Eski dosyalara bakıyorum, en son mektubunun tarihi 24 Nisan 2013, yani neredeyse bir sene önce! Yakında taşınacağını, artık atelyesinden vazgeçmek durumunda olduğunu yazıyor, "ilk fırsatta" uzun bir mektup yazacağını ilave ediyor. Benim son mektubumun tarihi 2 Haziran 2014, ayrıca Aralık ayında da geleneksel yeni yıl resimlerimden gönderdim. Şimdi "keşke en az bir kere daha yazsaydım" diyorum ama tesellim şu ki son yazan yine de bendim, hiçbir mektubunu cevapsız bırakmadım.

Bana ilham veriyordu, bir rol modeli olmuştu, bir ruh ikizi, iyi bir arkadaş, ikinci bir baba figürüydü- ve gerçek babamı kaybetmem üzerinden bir sene geçmeden ikincisini de kaybettim. Böyle kayıplar hep üzücü olur ama ben çok garip bir yanlızlık da hissediyorum. Jim'in öğrencisi olarak teselliyi yine kalem ve kâğıtlarımda arayacağım. O kesinlikle bunu onaylardı.
 
 Jim'in 11 Kasım 2011 tarihli mektubunun sonu:
"-ve senin gibi çok iyi arkadaşlarım var. Sana sen olduğun için teşekkür ederim! Senden haber almak beni çok sevindiriyor. Eski arkadaşın Jim'den en iyi dilekler."
Siz de siz olduğunuz için eski arkadaşınızdan teşekkürler hocam.


Öğretmenim eskiz defteri sayfalarından fotokopiler gönderirdi; bu 29 Kasım 2011 tarihli mektubuyla birlikte gelmişti.

My teacher would send me photocopies of pages from his sketchbooks; this one came with  his letter of Nov. 29th, 2011.


Öğretmenimin elinin emeği. Fotoğrafın arkasındaki yazı: "bu bir süre önce yaptığım 'Flying Warrior' isimli römorkör." 10 Ocak 2011 tarihli mektubundan.

Inscripton behind the photo: "This is a tug, 'Flying Warrior', which I built some time ago." From his letter of Jan. 10th, 2011.

 Fotoğrafın arkasındaki yazı: "'Max the Mutt' animasyon stüdyosu (aslında okul) için bir torba dolusu kemikten biraraya getirdiğim köpek iskeleti." 10 Ocak 2011 tarihli mektubundan.

Inscription behind the photo:
"Dog skeleton which I assembled from a loose bag of bones- for 'Max the Mutt' animatin studio" (Really a school). From his letter of Jan. 10th, 2011.


Öğretmenimin çalışma odamda asılı resmi, diplomamın altında. 
"Dünyanın en iyi öğretmeni."

A photo of my teacher in my study, hanging under my Animation diploma.
 The inscription translates as "The best teacher in the world."

ENGLISH

"... So I draw- and draw. I can't stop! What a pleasure it is! And how useful! I get a great 'kick' out of visualising things I want to make and then finding that they come out just as I visualised them..."


These are the words of my teacher and friend, who liked to be called Jim- something I found hard to do because of the respect I held for him. They are from one of the letters he sent to me, dated Nov. 11th 2011. 

I learned from a Facebook post dated April 4th 2015 that he had passed away.

James Macaulay was a teacher at the animation department of Sheridan College, which I attended during the summers of 1980, 81 and 82. The summer program was offered to international students and Mr Macaulay- alright, Jim- was always present among the students even though, as far as I can remember, he wasn't officially assigned to teach during the summer program. (Correct me if I'm wrong on this!) He genuinely wanted to teach all he knew, and if you genuinely wanted to learn, you had a perfect teacher-student rapport. One student wanted to make an anti-whaling film and Jim, perfectly in his element, explained what a whaling ship looks like. The next thing we know he came in with a stylized, palm-sized whaler carved out of wood, complete with harpoon, which he had conjured in his workshop for the purpose, and gave it to the student. 

We had corresponding interests- drawing, animation, trains, planes, ships, models, well-crafted things. When I managed to track down his address we became fine pen-friends. It was always a thrill to recognize his elegant, flourishing handwriting on the envelope. He would include photocopies of pages from his sketchbooks and photos of his handiwork. When I had students of my own, I passed on whatevever knowledge I could to my students and even shared his letters.

Then I learned of his illness, which never seemed to dampen his spirit. But his letters became less frequent. Looking through my files, I find his last letter to me was dated April 24th 2013, almost a year ago. In it he announced he would be moving soon, having to give up his workshop, and promised to write a long letter "just as soon as I am able". My last letter to Jim is dated June 2nd 2014, and I sent him a seasonal greeting illustration in December. Though I now feel I should have written again, I at least have the consolation of being the last to write!

I have lost, a source of inspiration, a role model, a kindred spirit, a good friend, a father figure less than a year after losing my own father. Aside from the sadness that always comes with such loss, I feel a strange kind of loneliness. Being Jim's student, I will now return to my pencil and papers for consolation, something Jim would have approved.

Conclusion of Jim's letter of Nov. 11th, 2011. 
And thank you for being you, Mr. Macaulay, Jim.
Your old friend, Tash


22 Mart 2015 Pazar

ÇANAKKALE-1915-GALLIPOLI

TÜRKÇE (For English please scroll below.)


Bu sene Çanakkale Savaşı'nın 100. yıldönümü- milletimiz için çok önemli, hele ki başımızdakilerin de mutabakatıyla arkadan vurulup içeriden fetholduğumuz bu günlerde her zamankinden daha önemli bir yıldönümü.

18 Mart Çanakkale Deniz Savaşı ve o gün kazandığımız pahalı zafer bu sene herkes tarafından benimsendi; iktidarı vatanı satmakla itham edenlere göre gün yeniden yurt savunmasına girişme gereğini temsil ediyor. İktidara yakın olanlar ise 18 Mart'ı daha ziyade İslam imanının gâvura zaferi olarak yorumladı. Biz kendimizi ilk gruba yakın hissederek TGB'nin etkinliğine takıldık.

Güncel siyasi polemikleri bir yana bırakarak kendi anılarıma döneyim biraz- nihayet bu öyle bir blog. 

Kanada'da canlandırma öğrencisiyken bir gece bazı sınıf arkadaşlarımla entel bir kafeye gitmiştik; yerlerde oturuyorduk ve genç müzisyenler şarkılar söylüyorlardı. Önce güney Amerika'lı bir grup ispanyolca ihtilâl şarkıları söyledi. Sonra gitarıyla genç bir hanım çıktı, çiçek çocuklarına yakışacak şarkılar söyledi- doğa dostluğu, sevgi, barış vs. Gümbür gümbür bir sesi vardı. Derken "Bando Waltzing Matilda'yı Çaldı" diye bir şarkı söyledi (The Band Played Waltzing Matilda). Bir Avustralya şarkısıymış, ve Çanakkale'ye savaşmaya gelip bacaklarını kaybeden bir Avustralyalıyı anlatıyor. Kulaklarım dikildi. Şarkılarını bitirdikten sonra şarkıcı hanımın yanına gittim, Türk olduğumu söyledim, şarkıya konu olan Çanakkale Savaşı'nın bizim için önemini anlattım. Çizgi film öğrencisi olduğumdan bahsettim ve yeni duyduğum bu parçayı bir filmde kullanmanın güzel olacağını söyledim. Okula gelip şarkıyı benim için kaydetmeye razı oldu- ve bunu yaptı, "öğrencilerden para almam" diyerek bir kuruş (ya da cent) de almadı. Adı Paula Kriwoy'du.

O zaman öğrenciyken şimdi emekliyim; senelerce canlandırma yaptım ama o kayıttan yararlanamadım. Bazı ekizler, birkaç kırpıntı canlandırma denemesi, o kadar. Yazık oldu; şimdi 100. yıl anma etkinlikleri bana elime gelen fakat değerlendiremediğim o fırsatı hatırlatıyor, biraz buruk bir şekilde.

The Band Played Waltzing Matilda, beste ve güfte Eric Bogle, 1971. Şarkıda adı geçen Walltzing Matilda ise , 1895'ten, beste ve güfte Banjo Paterson.
 
 Lâle looking down upon the crowd in Bigali, once the locale of Mustafa Kemal's headquarters on the Gallipoli penninsula.
Lâle vaktiyle Mustafa Kemal'in karargâhının bulunduğu Bigali'de
18 Mart'ı kutlayanları seyrediyor. 
(Görüntü kendi kameramdan. Photo from my own camera.)
  

TGB'li gençler ve destekçileri 57nci Alay'ın izinde yürüyor, 18 Mart 2015.
TGB members following the footsteps of the famous 57th Regiment, March 18th, 2015.
(Görüntü kendi kameramdan. Photo from my own camera.) 

TGB'li gençlerin bir kısmı, ANZAK'larla savaşırken hemen hepsi şehit düşmüş olan 57'nci Alay'ın kıyafetleriyle yürüdüler.
Some of the TGB  members marched dressed in the uniform of the 57th Regiment, almost all of whom had fallen in combat against the ANZAC troops.
(Görüntü kendi kameramdan. Photo from my own camera.) 

Film fikrim için bir ANZAK askeri etüdü.
A study of an ANZAC soldier for my film idea.

Çanakkale döneminden bir Türk askeri etüdü; eskiz defterimden.
A Turkish soldier of the Gallipoli period, from my sketchbook.

Yapılmış kısa canlandırma parçacıkları. Vurulan ANZAK askerini yaptığımda daha Disney Paris'teydim, 1996-98 arası. Ona ateş eden Türk askerini 2008'de öbür sahneye ekleyerek bir 10 Kasm klibinde kullandım.
Little bits of existing animation. I animated the falling ANZAC when I was still at Disney Paris, between 1996-1998. I added on the Turkish soldier firing at him in 2008, and used them in a commemoration clip for the anniversary of Atatur's demise, December 10th.


ENGLISH

This year we commemorate the centennial of the Gallipoli campaign, which the British and French, supported by the Australian and New Zealanders (ANZAC) and various colonials, undertook to force their way through the Turkish Dardanelles straits and take the capital. That the Turks were able to resist and repulse the onslaught has been a great point of pride. It has found particular resonance in Turkey this year, at a time when the country has been stabbed in the back and invaded from within. (If you want the backstory on that you can see tashlik.blogspot.com)

This year the commemorations on March 18th, the anniversary of the Naval Victory (really the overture of the 8-month conflict) enjoyed tremendous public response. Those critical of the government and accuse it of recklessly selling off the country see the defense of Gallipoli as an inspiration for a renewed struggle for national defense. Supporters of the government and its policies tend to interpret the struggle at Gallipoli as a victory of muslim piety over the godless infidel. Our outlook corresponds to the former, and we went there to join the activities of the TGB (Türkiye Gençlik Birliği, the "Union of Turkish Youth"). 

Let's leave the politics aside; this isn't that kind of a blog.

One evening far back, when I was still an animation student in Canada, I accompanied some friends to a intellectual cafe where we sat on the floor and listened to some live music. First there was a south American group singing revolutionary songs in Spanish. Then came a young lady with a guitar and a powerful voice and sang some songs of peace, love and nature. Then she sang something called The Band Played Waltzing Matilda, which told of an Australian sent to war in Gallipoli and lost his legs in battle. Naturally, it caught my attention. After she had finished her program, I went up to the singer and told her I was Turkish, that the Gallipoli conflict was an important and proud part of our history, that I was studying animation, and that I would really like to use the song in a film. She kindly consented to record it for me. And she did. She came to our school, played and sang, and we recorded the song. She said "I don't take money from students", and so I got the fine performance for free. Her name was Paula Kriwoy.

I was still a student then, now I am retired. I have animated for years, but never got round to putting the recording to good use. A few sketches, some bits of animation, that's all. A shame, really! The centennial reminds me of this excellent material I landed on but shamefully left lying dormant.

The Band Played Walzing Matilda, words and music by Eric Bogle, 1971. The original Waltzing Matilda, to which the song refers, is from 1895, words and music by Banjo Paterson.
 

14 Şubat 2015 Cumartesi

PAZARYERİNDE FUTBOL- SOCCER IN THE MARKETPLACE

TÜRKÇE

Ara ara kasetlerden eski canlandırmalarımı ayıklıyorum, bazılarını da burada paylaşıyorum. Bu sefer yine Werner Beinhart'dan (1990). 28 Ekim 2014'te aynı filmden başka bir sahne paylaşmıştım, bkz. "Yolda Motorcular". 1989-90 yıllarında Berlin'de çalışmıştım o filmde, hatta jeneriğe "başanimatör" (chefanimator) olarak adımı yazmışlardı. (Gerçi Hamburg'da yapılan bir bölüm vardı ki ona hiç etkim olmamıştı!) Şimdi dönüp bakıyorum da, ne keyifli, ne heyecanlı bir dönemmiş. Bir yandan da Berlin duvarı aralanıyor, dünya tarihinin yönü o bulunduğumuz şehiden beri değişiyordu- ve biz alâkasızca sarhoş motorcular hakkında bu sulu çizgi filmi yapıyorduk! Paylaştığım bölümlerden canlandırmanın ne kadar serbest ve rahat bir tarzı olduğu görülüyor. Belki keyfim yerinde olduğu için o kadar rahat görünüşlü şeyler ürettim.

Bu sahnelerin geldiği bölümde kahramanımız Werner apartman dairesininin penceresinden aşağıdaki pazaryerine bir futbol topu sallar. Top devamlı birisi tarafından tekmelenir ya da bir taraflara çarpıp seker. Pazaryerinde bir maç oluşur, ama bu maçı topu oradan oraya tekmeleyen "oyuncular" farketmez, sadece damlardaki kuşlar ve penceresinden seyrederek bir yandan kendi kendine "naklen yayın" yapan Werner olanları bir maç olarak görüp yorumlarlar. Burada göreceğiniz kör adamla pastacı kadın da bu bilinçsiz oyunculardandır.

Aynı ekipte Türk canlandırma sanatçıları içinde en doğal olan yetenek Şahin Ersöz de vardı. O kadar  capcanlı sahneleri o kadar eforsuzca üretirdi ki yeteneğini deha olarak tanımlamak hiç yanlış olmaz. Bkz. www.ersoz.com .

 
KÖR FUTBOLCU- BLIND SOCCER PLAYER from tahsinozgur on Vimeo.



Ben ve Şahin, (Batı) Berlin'de Hahn Film'in balkonunda.
Ne gençtik, ne ümit doluyduk değil mi?
Me and Şahin at the balcony of Hahn Film studio in (West) Berlin.
We were so young, and so full of hope then, weren't we?

ENGLISH

From time to time I sift through my cassettes to salvage old animation, and some of them I share with you. This time I have another scene from Werner Beinhart (1990). I shared another on October 28th 2014 ; see "Bikers on the Road."
I worked on that film back in 1989-90, and was even credited as head animator (chefanimator) though there was a whole section made in Hamburg towards which I had absolutely no contribution at all. Looking back, I can't help reflecting on what a happy, exciting time it was. The Berlin wall was cracking open, the world was going through a historic change and we were right at the hub of it, incongruously occupied with a cartoon about drunken motorcyclists. From the scenes I am sharing you can see how loose and free the animation style was. Maybe they look that way because I was so relaxed and confident when I made them.

In this section of the movie our hero Werner flings a soccer ball out of his apartment window down to a market area. The ball bounces off things and gets kicked around by the shoppers and vendors, resulting in a soccer match- except that the "players" are unaware of the game. The spectators consist of birds on the surrounding roofs and of course Werner himself who delivers a continuous commentary like a sports reporter.

The crew included the gifted Turkish animator Şahin Ersöz. Animation came so naturally to him, he produced so fast, so effortlessly, with so much exuberance and life, that he easily qualifies as a genius in the art. See: www.ersoz.com



12 Ocak 2015 Pazartesi

YENİ YIL 2015 NEW YEAR

TÜRKÇE: Bir sene daha iyi ve kötü anılara dönüştü. Yeni yıla girerken elimde kalem çiziyor olmak, mümkünse masamda oturmuş canlandırma yapıyor olmak bir gelenek hâline geldi. Bu sene de öyle yaptım, ama bu sefer yeni yıl gecesi canlandırmamı paylaşmayacağım çünkü şşşt! prodüksyon sırrı! Özel bir kısa film yapıyorum (evet, yine) ve sahneler film bitene kadar gizli! Biliyorum, kaç tane kısa filme başladım başladım yarım kaldı, bu yüzden bitmiş sahneleri de kimselere gösteremiyorum, öyle duruyorlar. Ama BU SEFER BİTİRECEĞİM! Söz!

Yeni yıl gecesi canlandırmamı paylaşamıyorsam geçen seneki yeni yıl gecesi canlandırmamın temizlenmiş hâlini paylaşırım. Geçen sene de "tamamlayınca paylaşırım" diye bu blog'a koymamışım, ama Vimeo'da paylaştmıştım. Aslında bu da bir kısa filmin parçası olacaktı da olamadı, ancak çizgileri temizleyebildim. Bundan önce yaptığım bir açılış sahnesi var. İyisi mi hepsini paylaşayım, yeni yıl şerefine! (Bir de ateş efektleri olacaktı, tamamlamadığım için konmadı.)

Yeni yıl dendi miydi yine yeni yıl eleneğimiz olan yeni yıl resmimizi de burada paylaşmadan olmaz. 2014 Türkiye'sinde yaşayıp da siyasi durumdan soyutlanmak mümkün değil, na yapalım.  Fikir eşim Lâle Özgür'ündür, renkleri de o seçti, ben sadece çizdim. Resimdeki detayları açıklayan bir yazım da var ama bu sefer yalnız İngilizce; o kadar şeyi bir de Türkçe yazmaya kalkarsam özel film yine hapı yutar. Bkz. Next Year Has to Be Better.

Herkese mutlu yıllar!

Ergenekon'dan çıkmak- Getting out of Ergenekon from tahsinozgur on Vimeo.

YENİ YIL GECESİ ÇALIŞMAM-2014-MY ANIMATION FOR NEW YEAR'S EVE from tahsinozgur on Vimeo.

YENİYIL-2015-NEWYEAR from tahsinozgur on Vimeo.



Yeni Yılınız Kutlu Olsun- Happy New Year!

English:

Yet another year has turned into a bunch of memories, good and bad. It has been a tradition with me to have my pencil in my hand, drawing something as we enter the new year, and if circumstances allow it, to be at my desk, animating. This year was no exception and I'm happy with the work I did,  but I won't be sharing my new year's night animation with you here. It's hush hush, a production secret you see, because I am working on an independent short. Yet another one, yes, I have so many incomplete ones now that I have quite a collection of scenes I can't show around because I still suffer from the delusion that I can finish them somehow someday.  BUT THIS TIME I'LL GET IT DONE! I promise!

If I can't share my new year's night animation for this year, I can still share the cleaned up version of he one from last year. Actually, that was also supposed to be part of a short. I shared the rough version of that one on Vimeo only, and there is also an opening scene for the same film idea I animated before that. I've decided to share it all; hey, it's the new year! Enjoy!

Another tradition with us is the drawing we make for the new year. Again it has a political flavor, but if you've lived in Turkey in 2014, you can^'t get away from it! The idea is from my wife Lâle Özgür, and she also chose the colors. I just drew it. For an explanation of all the detail see: "Next Year Has to Be Better"


26 Ekim 2014 Pazar

YOLDA MOTORCULAR- BIKERS ON THE ROAD

TÜRKÇE: 1989-90 yıllarında meşhur Berlin duvarı sarsılıp yıkılırken aynı şehirde alâkasız bir komedi filmi üzerinde çalışıyorduk. Popüler bir resimli romandan yola çıkan "Werner Beinhart" (1990) isimli bu film kısmen reel, kısman canlandırmaydı ve animasyon yönetmenliğini bana vermişlerdi. Stüdyonun kapısını dışında dünya değişedursun, bizim kahramanların bira içmekten ve motosiklet bağırtmaktan başka derdi yoktu. 

Bana verilen yetkiye dayanarak en hoşuma giden sahneleri kendime seçtim. Bu sahneyi kendim, kendi istediğim şekilde yapmayı çok istemiştim. (Zaten bu sekansın storyboard'unu da ben yapmıştım.) Bütün animasyon ve kaba araresimlerin çoğu benimdir, sadece yol kenarı detaylarında (levhalar gibi) araresimleri yardımcılara devrettim. 

Bu sahneyi naftalinlerden çıkarırken o günlerden kalma testler de buldum ve klibin başına ekledim, böylece hangi adımlardan geçtiğimi görebilirsiniz. Önce yolu yaptım- genelde basit bir "döngü" ("cycle"), hatta aslında iki döngü olmakla birlikte belli bir noktada "kamera" motosiklette oturanların bel hizasından tekerlek hizasına iner (elden ele geçen bira tenekesini gösterebilmek ve oradan motosikletler için daha etkileyici olacak bir böcekbakışına geçmek için). Tabii bu geçişi döngülere farkettirmeden uydurmak gerekti. 

Küçüklüğümde ailemle seyahat ederken '59 model Mercedes 220 S arabamızın önünde, babamın yanında otururdum ve ön camdan yolların bize doğru akışını bol bol gözlemleme şansım oldu; sahnenin kavşaktan sağa ayrılma bölümününü (yerde kavşağı alamamış bir arabanın tekerlek izleri dahil) tamamen o gözlemlere dayanarak canlandırdım. 

Motosikletlerin animasyonunu önce üç karede bir yapıp sonra araları yaparken arka tekerlek bölgesine üç karelik ezilme-gerilme ("squash and stretch") koyarak motor titreşim efekti yapmaya çalıştım. Motosikletin gidonundan fırlayan sosisler sekansın başında yer alan "sosis-sinyal" espirisine göndermedir. (Sosisli Alman espirisi işte!) Montaj safhasında karakterlere konuşma ekleme kararı verilmiş, onun için ağızlar seslere uymuyor, Werner birasını dikerken bile sesi 
geliyor.
 
 

ENGLISH Back in 1989-90, while the famous Berlin wall was shaking and crumbling, a small studio in the same city was hard at work on the production of a silly comedy that had no connection with the world-shaking event so near. Werner Beinhart (1990) was based on a popular comic book, and I had been given the position of animation director. Oblivious to the world changing just beyond the studio doors, our characters never wavered from their only two interests in the world: beer and bikes!

I took advantage of my position to secure some juicy scenes for myself. I wanted very much to animate this scene in the way I envisioned it. (I had boarded the sequence myself.) I did all of the animation, including most of the rough inbetweening. I only passed on roadside details like signposts for inbetweening. Now, when digging this scene up, I found some pencil tests dating from the time and I cut them to the beginning of the clip to demonstrate the thinking process. I animated the road first- a simple cycle, or rather two for the most part, but the viewpoint switches from about waist level, to show the beer can changing hands, to a lower angle from which the bikes will look more imposing. Of course, this change of angle needed to be incorporated smoothly into the cycles. 

Travelling with my family as a child, I used to sit in the front of our '59 Mercedes 220 S, next to my father, and had plenty of time to observe the road flowing towards us beyond the windshield. I reconnected with that experience a lot in making this scene, particularly when the bikes veer off to the right at the turnout (including the tell-tale tire tracks of a vehicle that couldn't make the turn).

I animated the bikes on threes and when inbetweening added in a three-frame squash and stretch in and around the rear wheel area to simulate the vibration of the motor. The sausages shooting out of the handlebar quotes a joke about a "sausage signal" earlier in the sequence. (German sausage humor!) The film had reached post-production stage when the studio decided to add dialogue to the scene, which is why there is no lip-synch and we hear Werner's voice even while he is downing his beer.

SAÇMALASAK DA SAKLASAK- SILLY ENOUGH TO SHARE

TÜRKÇE: Anılarımızı fotoğraftan ziyade hareketli ve sesli görüntü hâlinde kaydetmeyi severim- ama bu da teknolojinin peşinden koşmak zorunda bırakıyor beni. Videoteypten SD kart üzerine dijital çekime geçtikten iki sene sonra nihayet bir montaj programı alma teşebbüsüne geçtim. Bir aylık deneme süresiyle bir proram indirdim ve denerken bir de baktım ki bir stop-motion (tek kare çekim)imkânı da var. Animatör olan stop-motion imkânı bulur da denemez mi? O sırada annemin evindeydim ve kadıncağız benim yaptığım garip hareketlere baştan pek bir anam veremedi, ama neticeyi görünce iyi güldü! Birisini güldürebilmek de hoş birşey. Bu denemeyi saklamaya, eşimin de önerisiyle paylaşmaya karar verdim.

ŞİMDİ BİRAZ SAÇMALIK- AND NOW FOR SOMETHING SILLY from tahsinozgur on Vimeo.

ENGLISH: I like recording our memories as moving images with sound rather than still pictures, though this forces me to chase after the changing technologies. Two years after moving from videotape to digital recording on SD cards I am finally making an effort to purchase a video editing program. I downladed one on a 30-day trial and discovered that it included a stop-motion option. No full-blooded animator could resist experimenting with such a toy! I was at my mother's home at the time and the poor woman couldn't make head or tail of what I was doing. but when she saw the result, she laughed out loud! It's always a great feeling, being able to make someone laugh. I decided to keep this dorky experiment, and even share it, as my wife suggested I do.

4 Ekim 2014 Cumartesi

GÖZ KIRPMAYIN, KAÇIRIRSINIZ!- IF YOU BLINK, YOU MISS!

TÜRKÇE: Disney filmleri seyirciye karşı çok cömerttir; olabileceğinin en iyisini vermek için sanatçılarından büyük özveri ve sabır bekler. Aynı sahneyi tekrar tekrar yapmanız istenebilir, siz de sıkılmadan her defasında biraz daha iyisini, istenene biraz daha yakın olanını yapmakla görevlisiniz- ta ki süpervizörünüz, sonra da yönetmeniniz beğenene kadar. "Tarzan" (1999) filminden bu kısacık canlandırmayı süpervizörüm (Glen Keane) ve yönetmenler (Kevin Lima ve Chris Buck) ancak yedinci denemede beğenmişler. Dikkat ederseniz denemeleri kaba çizimle yapıyorum, ama bütün hareketi eksiksiz veriyorum. Kabul edilen animasyonu daha dikkatli, detaylı ve modele uygun çiziyorum. (Temiz çizim, yan "cleanup" çizeri resimleri daha mükemmelleştirecektir.) Gözünüzü kırpmayın, kaçırırsınız! (Gorili çizen başkasıdır.)

Bir anlık "Tarzan"- A fleeting moment of "Tarzan" from tahsinozgur on Vimeo.

ENGLISH: Disney films are extremely generous towards the audience; demanding great patience and discipline on the part of the artists. You must not shy away from trying and trying again, each time with a new approach, each time a bit better. On "Tarzan" (1999) I had to present seven versions of this short scene before I could get the approval of my supervisor (Glen Keane) and the directors (Kevin Lima and Chris Buck). Notice that, whereas I draw very rough, I execute the performance in full, leaving no drawings out. When it is approved, I tie the drawings down with more detail and bring them closer to model. (The cleanup artist will refine it further.) Don't blink or you'll miss it! (Terk the gorilla is by someone else.)