4 Nisan 2022 Pazartesi

WOLFL 2022

TÜRKÇE (For English, please scroll down):

Mozart'ın müziğini ne kadar sevdiğimi, onun daha küçükken deha, yetişkinken hâlâ çocuksu kişiliğinin beni ne kadar etkilediğini bütün arkadaşlarım bilir. Yeni yıla da kalemim elimde çizerek, tercihen canlandırma yaparak girme geleneğimden de haberdardırlar. Münih'te 2006 yeni yıl gecesi küçük Mozart'ı, (ailesi içindeki adıyla "Wolfl", Avusturya ağzıyla "Wolfgangcık") ilk defa canlandırmıştım. 2009-2010-2011'de tekrar yeni yıl geceleri arkadaşım oldu, 2011 gecesi çalışmamı burada paylaşmıştım. (Bkz: "Küçük Dahiyle Yeniyıl Gecesi", 12 Ocak 2011.)


Eskiz defterimden bir "Papageno"!
2022 yılbaşı gecesi arkadaşlarımız Erhan, Leyla ve Peri'nin evindeydik ve küçük Mozart'ı yine ele alarak yeni yıla onunla girdim. Canlandırmayı sonra vakit buldukça evde tamamladım ve hatta 1 Şubat 2022'de Facebook'ta paylaştım.

Mozart'ın bir papağana dönüşmesi Sihirli Flüt'deki Papageno'ya göndermeydi: bana göre Mozart operalarındaki karakterlerden kendi kişiliğini en iyi aksettireni. Canlandırma sanatı sayesinde "kuş adam" gerçekten kuş ile adam arası yapılabiliyor! Uçarken bıraktığı müzik notalarından izi sonra ilave ettim, onun için ancak şimdi paylaşabiliyorum!

 

Wolfl 2006

 

Wolfl 2009-2010-2011


Wolfl 2022

ENGLISH:
 
All of my friends know how much I like the music of Mozart, how fascinated  I am by his personality, genius in chidhood, somewhat childlike in adulthood. They all know how I make it a point to go into the new year pencil in hand, drawing, preferably animating. The first time I animated little Mozart (or "Wolfl" as known in his family circle, "little Wolfgang" in the Austrian use of German) was on new year's eve 2006 in Munich. He accompanied me into the new years 2009, 2020 and 2011. I shared my animation for 2011 here. (See: "New Years' Eve with the Little Genius", 12 Ocak- 
January 2011.
 
A "Papageno" from my sketchbook.!
 We were at the home of our friends Erhan, Leyl and Peri on new year's eve 2022 and I decided to go into the new year with little Mozart again. I finished up the animation later at home and shared it on Facebook on February 1st.
 
The idea of transforming Mozart into a parrot came from the character "Papageno" from The Magic Flute; to  me, of all the characters in his operas, that one comes closest to his own personality. Thanks to animation, the "bird man" can be made a cross between a bird and a man! Only later did I add the trail of notes he leaves behind, so that I put off sharing it here until today!

2 Mart 2022 Çarşamba

2ZLER x 5

TÜRKÇE (For English please scroll down.)

İnanamıyorum. Bana "babiş" diyerek beni mutlandıran manevi kızım Zeynep'in "ponçikleri", azgın 2zler, "torunlarım" geçtiğimiz 20 Şubat'tan beri 5 yaşındalar. Ve ben nihayet Emre ile Sina'yı ayırdedebiliyorum. En azından genellikle!

Doğduklarından beri "tavşan dedeleri" günün anlam ve önemini bir resimle kutlar. (Bkz.: "Bir Yıldır 'Dede'", 25 Şubat 2018,  "2x2", 25 Şubat 2019, "2zler 3ledi", 26 Şubat 2020 ve "Süper 2zler x 4", 23 Mart 2021.) Bu seneki moda babalarının öğrettiği ve bütün terimlerini heyecanla kullandıkları satranç!

Akıllı torunlarım benim!

2zler babalarıyla satranç masasında. / The twins at the chessboard with their dad.


ENGLISH

I can hardly believe it! My "grandchildren", the  sons of my "daughter" Zeynep who has made me happy by calling me "daddy", the terrible twins, are 5 years old since this past February 20th. And I am finally able to tell Emre and Sina apart. At least most of time!

Their "bunny granddaddy" has marked every birthday with a drawing that highlights whatever has been topical in their lives at the time. (See: "'Grandpa' for a Whole Year", 25 Şubat/ February 2018, "2x2", 25 Şubat/ February 2019, "The Twins are Three", 26 Şubat/ February 2020, and "Supertwins x 4", 23 Mart March 2021.) This year it's chess; they learned the game from their father and exclaim the terminology with enthusiasm!

Those clever grandkids of mine

14 Ocak 2022 Cuma

DEUXMERS LOGO

TÜRKÇE (For English please scroll down.)


“Mömer” lise günlerinden arkadaşımdır. (Asıl adıyla Ömer Kürşat.) Şimdi taa Hawaii’de ama yine de teması kaybetmedik.

Şimdi yayıncılık yapıyor. Birkaç sene önce yayınevi için benden bir logo tasarımı istedi. O sırada Necmi teyzem hastanedeydi, son günlerine yaklaşıyordu ve ben de zaman zaman refakat ediyordum (2018). İlk tasarımları orada yaptım.  Yayınevinin adı“Deuxmers” adını çağrıştırdığı gibi (“d’Ömer” ya da “Ömer’s”) ”iki deniz” anlamına da geliyordu (“deux mers”). Ben de deniz ve kitap temaları üzerinde birşeyler düşündüm. Oldukça girift olan bir tasarımı seçti. Cintiq üzerinde siyaha çektim ama farkettik ki küçülünce çizgiler fazla kopuyor. Küçük boy baskılar için daha kalın hatlı bir versyon da yaptım.

Bir zaman önce paylaştığı yayınevi bilgilerinden logonun artık yayınlanmış olduğunu gördüm. Bu da benim artık blog’da yayılayabileceğimin işareti oldu.

Hastanede yaptığım eskizler./ Sketches I did in the hospital.

Kurşunkalem temiz./ Pencil cleanup. 


Cintiq üzerinde temizlenmiş çizim./ Cleanup on Cintiq.

Küçültme için kalın kontür/ With bold lines for reduction.

ENGLISH


“Mömer” is a friend from my high school days. (His full name is Ömer Kürşat.) He lives way over in Hawaii now but we are still in touch.

He is into publishing right now. A few years ago he asked me to design a logo for his publishing company. My aunt Necmi was in hospital at the time, approaching the end, and I was taking turns accompanying her (2018). I made the design suggesrions there. My friend called his company “Deuxmers”, a play on his own name (d’Ömer, or Ömer’s), which could also be taken to mean “Two Seas” (“deux mers”).I tried to come up with something both nautical and reated to books.He went for the most intricate of my designs. I used my Cintiq to clean the lines in black but then we discovered many of the lines dropped away when reduced. I had to draw a version with bolder lines that could bear reduction.

Some time ago he shared some information about new publications and there I saw my logo published. That was my cue to publish it in my turn here on my blog.

7 Ocak 2022 Cuma

BEN OLMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI/ THE UNBEARABLE HEAVINESS OF BEING ME

TÜRKÇE (For English please scroll down.)

Bazen bir insanın (ya da bir tavşanın) üzerine düşen yük ve kendisinden beklenenler o kadar çok oluabiliyor ki...!

Bu canlandırma kendimi öyle hissettiğim bir zamanda ortaya çıktı!

Daha güzel ilhamları tercih ederdim, ama kötü tecrübelerle yüzleşmek için sanatımızı kullanmak da biz sanatçıların imtiyazıdır!

 
Videoclip/ Videoclip
 
ENGLISH:

Sometimes the burden that falls upon the shoulders of a person (or a rabbit) becomes so hard to bear!

This bit of animation emerged at a time when I was feeling just that way!

I would prefer more lighthearted inspirations but using our art to put up with distressing experiences is a prerogative of us artists!

25 Aralık 2021 Cumartesi

YENİYIL-2022-NEWYEAR

TÜRKÇE (For English please scroll down.)

İkinci pandemi senesinden sonra bu seneki yeni yıl resminin konusu da bu olacak gibi gözüküyordu. Derken "Metaverse" ile karşılaştım. Bu yeni kavramla tanışmam bir Russel Brand videosuyla oldu. (Bkz: "Hang On... It's a TRAP!!!" ) Videoda Facebook'un Mark Zuckerman'ı yeni sanal gerçeklik evreni projesini zuckere bandırıp tatlandırarak satmaya çalışıyordu, bizi çepeçeve sararak köle edebilecek Matrix'vari bir âlem, Prof. Yuval Harari'nin Homo Deus'una yakışacak distopik bir gelecek, artık modası geçen eski Tanrı'nın yarattığının ötesinde bir evren yartabilen Homo Deus, "Tanrı İnsan"! Dehşete düştüm, ama artık yeni yıl resmimiz için bir temam olmuştu!

İnternette sanal gerçeklik görselleri ararken, garip gözlüklerini bir yana bırakırsak, herkesin ne şık ve bakımlı göründüğünü farkettim. Yaratılan bu sanal gerçeğin ötesine bakmak, olmayan sanal bir evrene taşınarak tozsuz mükemmel bir âlemde bir kahraman bir dolanmanın gerçek dünyadaki  bedeli olan kaçınılmaz pejmürdeliği, ucuz yemekleri ve sefil alışkanlıkları gözler önüne sermek istedim.

Duvara raptiyelenmiş resimler gelecekte karşı karşıya kalabileceğimiz tehlikelere karşı bizi uyaran kurgu bilim filmlerin afişleridir. Tabii Matrix var (1999), ve Metropolis (1927), 1984 (1984, pencerenin yanındaki çerçeveli resimdeki adamı da yazarı George Orwell niyetiyle çizdim), Logan's Run ("Logan'ın Kaçışı", 1976; çiplenen bebekler) ve Zardoz ("Taş Tanrı Zardoz", 1974; ölümsüz insanlar- Mark Zuckerberg'in de hedefi).

Soylent Green ("Açlık", 1973) ise 2022'de geçiyor!


Şık soytarılık!/ Chic in a silly sort of way! 


Bu seneki yeni yıl resmi!/ Our new year's picture for this year.
 

ENGLISH:

After a second year of the "Pandemic", it seemed inevitable that it would be the theme of this year's new year message as well. But then I became aware of the "Metaverse". I ran into the concept on a Russel Brand video. (See: "Hang On... It's a TRAP!!!" ) There I saw Facebook's Marc Zuckerberg's coating a new virtual reality universe project with zucker, an unsettling illusory world that can potentially surruond and enslave us à la Matrix! A vision befitting the dystopic future of prof. Yuval Harari's Homo Deus, "Man as God" who can create a universe beyond the one created by a God now fallen out of fashion! I was horrified, but I had my theme!

Checking out virtual reality images on the internet, I noticed how dynamic and well-kempt everybody looked- barring the goofy goggles of course. I decided to see through virtual reality and show the inevitable reality of moving into an unreal virtual world- a squalid existence of cheap food and unsalubrious habits while one drifts around as a handsome hero in a dust-free alternative reality.

The posters pinned on the wall are images of films that have warned us of the horrors that may come upon us if we don't watch out- Matrix (1999) of course, and also Metropolis (1927), 1984, (1984, the framed picture next to the window is meant to be author George Orwell), Logan's Run (where babies are chipped) and Zardoz (1974, search for immortality, also a Zuckerberg quest!)

Soylent Green (1973) was set in 2022!

20 Ekim 2021 Çarşamba

SAYGI KUŞAĞI'NDA SÖYLEŞİ/ CHAT ON A TRIBUTES PROGRAM

 TÜRKÇE: (For English please scroll down.)

İstanbul 9. Canlandıranlar Festivali'ni düzenleyenler "Saygı Kuşağı" kapsamında benimle bir söyleşi gerçekleştirdiler. Ortalıkta malum bir virüsün dolaşıyor olması nedeniyle dinleyiciler karşısına fiziksel varlığımla çıkamadım. (Aşı yaptırmamam işi kolaylaştırmıyordu tabii!) Ama buna karşılık internet üzerinden kaydedilen bu söyleşiyi yayından önce görsellerle zenginleştirme şansım oldu. Telif hakkı kapsamına giren çalışmaları paylaşamamam bir sıkıntıydı, nihayet canlandırma sanatçılarının hayatlarını kazanmak için çalıştıkları proje ve karakterlerin telif hakları başkalarının elindedir!

Konuşmayı daha fazla görsel ekleyebileceğim şekilde yönlendirmeye çalıştım, bu arada telif hakkı problemlerine takılmayacak çalışmalarımı da dahil edebilmeyi amaçladım. Hatta biraz "cheating" ile konuşmamı uzattım! (Hırka düğmelerim ele veriyor, daha fazla birşey söylemeyeceğim!)




ENGLISH:

The organizers of the 9th "Canlandıranlar" (literally "Those who Give Life") Festival in Istanbul interviewed me within the scope of their "Tributes" program. Because of a certain virus going around I couldn't be physically present before a live public. (It doesn't help that I refuse to get the shots!) But having this chat pre-recorded online gave me a chance to enrich it with visuals before it was made public. Not being able to share copyrighted work was a disatvantage though, seeing as animators make a living by working on projects and characters copyrighted by others!
I tried to steer some of the interview in a direction where I could provide visuals, including work that risked no copyright entanglements. I even extended the talk with some cheating! (The buttons of my sweater give away the game, I won't say anything else about that!)

3 Mayıs 2021 Pazartesi

BÜLENT TURAN, PSA

TÜRKÇE: (For English, please scroll down.)

Ressam Bülent Turan’ı 19 Nisan 2021’de kaybettik. (Hayır Korona değil, kâlp!)

Bülent ve Sedef Turan çifti ile tanışıklığımız bir yazlık komşuluğu ile başlamıştı.

Bülent bey ressamdı, ama biz ve çoğu arkadaşımız gibi bir endüstriye bağlı çalışan değil, yağlıboya ve pastel tablolar yapan, sergilere katılan bir ressamdı.

Bülent bey’in eserlerini eşim ve ben seviyorduk çünkü bizim dünyamızdan uzak değildi. Bizi sergi salonlarından kaçıran birçok “çağdaşlarından” farklı olarak görmekten zevk aldığımız, en başta ne gördüğümüzü anladığımız eserler üretiyordu, “resim” yapıyordu yani.

Yurt içi ve yurdışında eserlerini sergilemiş, ABD’de kendisini üyeliğe kabul eden Pastel Society of America tarafından imzalarına PSA harflerini ekleme yetkisi verilmiş. Ben de bu yazının başında ekledim.

Bülent ve Sedef Turan çifti son derece sıcak ve içten oldukları gibi görüş ve zevkler bakımından bize yakın insanlardı. Evlerini bize o kadar yakın bir zevkle döşemişlerdi ki bazen kendimizi kendi mekânımızda gibi hissediverirdik. Muhabbetlerinin verdiği rahatlığın da katkısı olmuştur muhakkak.

Bülent bey’in kaybıyla hayatımızın renklerinden biri daha gitti. Keşke daha sık görüşseydik diyeceğim; yaşadıkça da o kadar çok “keşke” birikiyor ki…!

 

Evlerinden bir köşe, duvarda Bülent beyin eserlerinden.

(Görüntü kendi kameramdan.)

A corner of their home, with some paintings by Mr. Turan along the wall.

(Image from my own camera)


   



Turan'larla dışarıda bir yemek: Sedef hanım, Lâle, Bülent bey, Ekim 2018.

(Görüntü kendi kameramdan.)

Dining out with the Turans: Mrs. Sedef Turan, Lâle, Mr. Bülent Turan, October 2018.

(Image from my own camera.)


 

ENGLISH:

We lost the painter Bülent Turan on April 19th, 2021. (No, not Covid- heart failure!)

Our friendship with the couple Bülent and Sedef Turan goes back to being neighbours in a summer resort.

Mr. Turan was an artist. Unlike us and many of our friends who have applied our art to an industry, Mr. Turan created his oil and pastel paintings with the aim to exhibit.

We appreciated the paintings of Mr. Turan because we found them to be closer to our understanding of Art. Unlike many of his contemporaries who drove us away from the galleries, he made paintings we enjoyed looking at, and a precondition for that was that we understood what we were looking at; he was creating “pictures” pure and simple.

He exhibited at home and abroad with distinction, becoming a member of the Pastel Society of America, from which he has obtained the right to add the letters “PSA” after his name- as I have done at the beginning of this article.

Bülent and Sedef Turan were a couple who projected warmth and sincerity, and their views and tastes largely coincided with ours. Their home was furnished in a taste so close to our own that we sometimes felt we were in our own domain. The relaxed tone of their conversation must have contributed to the effect.

 

With the departure of Mr. Bülent Turan we have irretrievably lost another color in our lives. I am moved to say “if only we had seen them more frequently”; the longer we live, the more life fills up with these “if only”’s!